28 Mayıs 2010 Cuma

amin

Korişcik bugün yine yeni yeniden bir mimari proje yarışması için dosyalarını postaya verecek. Allahım lütfen kazansın bu sefer. Mansiyon da olur, satınalmaya da razıyım.

allam işallah koriş kazanır allamallam. işalla subaneke işalla yareppim sübaneke işalla dinimiz amin.

10 Mayıs 2010 Pazartesi

bebek

5 günlük bir aradan sonra yeniden işteyim. İnsanın işi olması ve iş yerinin sağladığı olanakların insanın hayatını kolaylaştırması çok güzel bir şey. Bunun için şükrediyorum, minnettarım.

Hamileliğin getirdiği mide bulantısı ve reflü bende abartı boyutlara ulaşınca, yemeden içmeden kesilip, 4-5 kilo da verince, geçen Çarşamba günü kendimi Acıbadem'in konforlu odasında kolumda serumla yatarken buldum. 3 günlük bir hastane macerası, serumlu, sakin, kitaplı, dizili, pek tabi mide bulantılı ve sancılı. Lakin ben de tam hastaneye yatacak zamanı bulmuşum. Bir adet Anathema konseri ile "Üç Fidan" anıtı açılışını kaçırdım bunlara üzülüyorum, tabi iş  yerindeki sıkıcı toplantılardan da kaytarmış oldum, bu da işin güzel yanı.

Cumartesi gecesi rüyamda bebeğimi gördüm ilk defa, "anneler günü" sabahına hoş bir sürprizle uyanmış oldum böylece. Erkek bir bebek, daha doğrusu bir "Fırat" :) Fırat'ın altı aylık hali, esmer kabak kafalı, sarı el örmesi bi tulum giydirmişim. Yukarı kaldırıp indiriyorum "Fırat"ı, hoşuna gidiyo, Fırat gülüşüyle "hihi" diye gülüyo. "Aferin oğluma" diyorum, ben kaldırıyorum, o gülüyo, "aferin oğluma" diyorum. -Ne alakaysa. Uzmanlar çocuğa sık sık aferin demenin pek iyi bir davranış olmadığı konusunda hemfikirlerken hem. Neyse rüya bu, ki benimkiler hep saçma olur-  Sonra "Fırat" duruyo birden bana "Aferin" diyo. Oğlumun ağzından çıkan ilk sözcük bu oluyo: "Aferin". Meğerse rüyamda ben ne zamandır onun konuşmasını bekliyomuşum, onun da ilk kelimesi "Aferin" oluyomuş.  Sonra uyandım işte. Kendi kendime ilk anneler günümü kutladım. Midem bulandı, kustum falan. Olsun. Ufaklığın rüyası beni hala şenlendirmekte.


Bir arkadaşıma bahsettim rüyamdan, internete girip araştırmış hemen rüyada "Aferin" görmenin anlamını, mail attı. Benim aklıma bile gelmez bunu yapmak. Neyse, pek de güzel bir tabiri varmış rüyanın: "Rüyanızda aferin almaya hak kazandığınızı görmeniz; üzüntülü ve kederli günler içinde bulunduğunuza ve bu sıkıntılı günlerin son bulacağına, huzurlu bir yaşama kavuşacağınıza, maddi yönden iyi bir duruma geleceğinize ve günah işlemekten sakınacağınıza delil sayılır." diye. Hoşuma gitti. Hihi:)

14 Nisan 2010 Çarşamba

Eğitim Araçları

Hayret. Blogumu iş yerinden açabildim. Daha önce bloguma bütün girme girişimlerim sistem tarafından engellenmişti. Hmm. Zaten twitter da açılıyo son zamanlarda. IT'ciler içindeki özgürlükçü kanat yönetimi ele geçirdi sanırım. İlginç. Bloguma giriş yapmam sonra bana patlar mı? Bilemiyorum. Neyse, girdim artık bi kere...

Akşama daha çok var. Saatin 20:30 olmasına yani. Sunay Akın'ın "stand-up"ına gideceğiz. Aslında Pazartesi de aynı gösteriye gitmiştik ama salonun kapıları kapalıydı. Daha doğrusu ben bilete bakmayıp gösteri tarihini Pazartesi olarak hatırladığım için, salonun önünde büyük bi sessizlik karşılamıştı bizi. Çocukluğumuzun AVP arkası "Eğitim Araçları" salonı "Dede Efendi Konser Salonu" olmuş bu arada. İş yerindekiler salonun adını "Eğitim Araçları" olarak söyledikleri için ben de kapıda "Dede Efendi" ismini görünce -ve tabii ki sessizliği- bi de tutup "Eğitim Araçları" salonu aradım o saatte. Başka bi yere taşındı herhalde dedim. Yoldan geçenlerden gözüme kestirdiklerime sormaya başladım, "Eğitim Araçları salonu nerede" diye. Eski yeri tarif edenlere, "yok, yok, yeni bir yere taşınmış" diyordum bilmiş bilmiş üstelik... Ben  bu umarsız çaba içindeyken saolsun Koriş "ver şu bileti bi bakayım" demeyi akıl etti. İyi ki akıl etti de "e bu biletin tarihi 14 Nisan" deyip; beni de, insanlığı da düştüğü o durumdan kurtardı. Bi de Korhan "Ya Eğitim Araçları diye isim mi olurmuş, o ne saçma şey" dedi, ben de durdum "Evet, çok saçma aslında" dedim. Yıllardır adı "Eğitim Araçları" olan o salona gidip ne oyunlar izledik halbuki. Birileri bu ismin saçmalığının farkına varmış da duruma el atmış sanırım. Yine de salonun yeni adı da pek güzel değil bence.
Hal böyleyken, o saatte uğraşıp bi de Heykel'e gelmişken, Kafkas'dan dondurmamızı aldık, yürüyerek Yeşil'e gittik, türbenin yanında açık havada kahve içtik. Ben arada alt geçitten geçerken bi de ayakkabı aldım, kısa günün karı.

Velhasıl, gidemediğimiz o gösteriye bu akşam gideceğiz bakalım.

Mide bulantımı bi kaç saatliğine bile unuttursa, bu en iyi şey olurdu...

Şimdi Koriş geldi çıkıyorum.

PS. Mükemmel bir gösteriydi... 2 saat aralıksız, dolu dolu geçti... Kendi tarihimize olan cehaletimizin farkına vardık, biraz olsun aydınlandık... Biraz da ağladım ben... Nerede ne zaman bulursanız mutlaka dinleyin Sunay Akın'ı, kaçırmayın. İstanbul Oyuncak Müzesi'ne de mutlaka gidin. Zürafaları görün ve hikayelerini bir de ondan duyun. "Zürafa"ların bilmediğimiz yüzlerce hikayeden sadece biri olduğunu unutmadan...

1 Nisan 2010 Perşembe

Turgut Uyar'sama

Önce İstanbul vardı o yoktu
Sonra birgün çıktı geldi
Bütün kapılar yerini buldu
Önce gözlüklerini çıkardı pencereye koydu
Çantasından sigara paketini çıkardı koydu
Yalnızlığını çıkardı koydu
O zaman bütün aşklar bütün bulutlar geçti aklından
...
Bu macerayı durup durup size anlatacak
Bir yanda koca İstanbul
Bir yanda o
Bir yanda en Allahsız şarkılar
Bir yanda Edirnekapı
Vitrinsiz dükkanlar ve dut ağaçları
Neden bütün insanların birbirini sevmesi gerektiğini
Bir gün saat üçte köprüde anlayacak
Saat üçte hepimizde gizli Tanrıyı
Bulup çıkaracak meydana
O zaman üç gemi İtalyaya kalkacak
Üç gemi Norveçe
Birisi pancar küsbesi götürecek
Öbürü bir aşk kaçıracak gümrüksüz
...

30 Mart 2010 Salı

bkbe cont'd

ö: dişim ağrıyo, sol yanağım şişmiş mi bi baksana
k: hmm, evet, hatta sağ yanağın da şişmiş
ö:??
k: hatta, şurası, şurası ve şurası da...
ö:??!!
k: çok kilo aldın, onu diyorum...
ö: <:-((

26 Mart 2010 Cuma

bir kadın bir erkek

TV'de Fear Factor: "...kafanız yılanlı kutunun içindeyken kutudan siyah fare toplayacaksınız..."
K: sen yapar mısın?
Ö: yapmam
K: 10 milyar verseler?
Ö: hayır
K: 100 milyar?
Ö: hayır
K: bi tirilyon?
Ö: haayıır, hiç bi zaman.
K: ben ölsem?
Ö: öf tamam.
K: canlı yılan da yer misin benim için?
Ö: yerim yerim.
in a few secs
K: Galina da güzelmiş ya, oylar Galina'ya.