31 Ocak 2009 Cumartesi

der spiegel

Megaloman bir kişiliğe yakışan bir hediye ne olabilir diye düşünürken, Big Lebowski filmindeki ayna aklıma geldi*, benzer bir aynayı Korhan için içeriğini biraz değiştirerek kendi imkanlarımla yap-tır-maya karar verdim. Önce aynayı İhsaniye Gazi caddesi girişindeki çerçevecide, işin can alıcı kısmı olan ayna üzerindeki yazıları ise bir tabelacıda yaptırdım. Bu işin hakkını vererek yapacak bir tabelacı bulmaya çalışırken, Bursa’daki tabelacı piyasasını da yakından tanımış oldum. Çoğu tabelacıya derdimi anlatamadım, kimi işi anlamadı, kiminin işine gelmedi, kimi buna uygun rengim yok dedi, kimi işi anladı ama yapacak teknik altyapısı yoktu vs. Bu dolaşmalar esnasında Bursa’daki iş hanlarını tanıdım, iş hanları genelde pek iç açıcı yerler değildir -zira bazı üst katlardaki tabelacılara sırf işhanı girişi beni korkuttuğu için çıkamadım- ama bir tanesi özellikle hoşuma gitti. Suhulet kitabevi’nden aşağı doğru inerken, CD Bank’in eski yerinin yanında, girişinde elektronik eşya satan bir dükkanın olduğu işhanından bahsediyorum. Adı Belgin İşhanı. İçeri girip dar merdivenlerden yukarı çıktığınızda, 70’lerin sonu seksenlerin başına geri dönmüş gibi oluyorsunuz. Bu hissi yaratansa iş hanındaki kapılar... Modernist bir mimariyle inşa edilmiş, zarif, yüzü geleceğe dönük kapılardı bunlar. Benzer bir tadı İstanbul AKM de hissettiriyor bana. Bu tarz bir mimari hala benimsenmiş olsa daha kent gibi kentler ortaya çıkacak, bu kentler de daha modern ve gelişmeye açık insanlar çıkaracak içinden sanki. Şimdi iş hanındaki bu kapıların fotoğrafını çekmemiş olmanın hüznü içerisindeyim. En kısa zamanda bir kaç fotoğraf eklemeye çalışacağım, ya da gidip yerinde görebilirsiniz.

Tabelacıya geri dönecek olursa, aradığım tabelacıyı, Belgin İş Hanı’nda olmasa da, buradan aşağı doğru ilerleyip, sola dönünce, İmaret Sokak No:14’de buldum. SETA’nın sahibi Semih Bey bana çok yardımcı oldu. Yazıları oluşturup, çıktı alırken, bir miktar konuşma fırsatımız oldu. Kendisi İÜ İktisat 76’mezunuymuş. Mezun olduktan sonra bir süre bankalarda çalışıp sonra baba mesleğine dönmüş. Bulundukları binadan bahsetti biraz, tarihi 1920’lere dayanıyormuş, hatta daha eski bile olabilirmiş. Semih Bey, binada 1925’de doğduğunu söyleyen birini tanıdığını söyledi hatta. İşin ilginci yıllardır Bursa’da yaşamama rağmen burası daha önce hiç dikkatimi çekmemiş, ayyıldızlı pencere korkuluğunu hiç farkedememişim, çok ilginç gerçekten... Sanırım belediye de farketmemiş ki, korumaya almak gibi bir çabası olmamış. Atölyenin fotoğraflarını vasatın da altı bir makine olan cybershot’ımla çekmeye çalıştım, bir odadan diğerine taşındıkları için içerisi bir miktar dağınıktı. Atölyede bir yandan Semih Bey’in elemanları çalışırken -aynanın son halini onlara borçluyum-, bir yandan da mahallenin delikanlıları(!) yeni demlemiş oldukları çay eşliğinde, sigaralarını tüttürerek sohbete dalmışlardı. Nazik bir şekilde bana da ikram ettiler. İnanılmaz soğuk bir gün olması dolayısıyla, pek bir makbule geçti...