2 Aralık 2009 Çarşamba

naechste Haltestelle

09.03.2005, saat 19:00 civarı. Soğuk bir Mart akşamı... Erlangen Schenkstrasse'deki evinden çıktı, hızlı adımlarla otobüs durağına doğru yürüdü. Otobüs beklerken üşümemek için elleri ceplerinde durağı ileri geri turladı. Nürnberg otobüsü her zamanki gibi, tarifesinden dakika şaşmadan gelmişti. Otobüse bindi. Yerine oturunca, elleri ceplerindeyken sıkı sıkı tutarak buruşturduğu bileti cebinden çıkardı. "Türk-Alman Film Festivali Açılışı " bileti... Program saat 20:00'de başlayacaktı, açılış "Tafelhalle" adında bir salonda yapılacaktı. Nürnberg merkezde indikten sonra, bir de tramvaya binmesi gerekiyordu. Tramvayla bir miktar gittikten sonra, salonun hemen önündeki "Tafelhalle" durağında inecekti. Geç kalması düşük bir olasılıktı, kaybolması zaten mümkün değildi, haritalar herşeyi söylüyordu, sürprizlere yer yoktu bu şehirde. Yine de bu biletin eline geçmesi bir nevi sürprizdi onun için. Erlangen sürprizi ama. Habib Bektaş'ın Theater Cafe'sine uğramıştı birkaç gün öncesinde. Çok önce bir tesadüf sonucu keşfettiği Theater Cafe'de, yine bir tesadüf sonucu tanıştığı annesinin memleketlisi, bir nevi uzak akrabası, meğerse festival komitesindeymiş... Ona hemen bir bilet ayarlamıştı işte...

"Naechste Haltestelle: Tafelhalle"... Tam vaktinde gelmişti açılışa. İçeriye girdiğinde karşılaştığı neşeli hava onu da keyiflendirmişti. Sağa sola bakınırken, Türk filmlerinden tanıdık simalar görmüş, şaşkın bir gülümsemeyle etrafı seyretmeye başlamıştı. Habib Bektaş'ın Theater Cafe'si ve Türk bakkalı dışında neredeyse Türklerle hiç iletişim kurmadan yaşamaktaydı. Böyle bir durumda bir anda Hülya Koçyiğit'i karşısında görmek, içinde bir yerleri eritmiş, gözlerini yaşartmıştı işte. Erlangen'den tanıdıklarla bir süre sohbet etti, sonra filmi izlemek üzere salona geçtiler. Şans eseri Hülya Koçyiğit'in tam arkasında oturuyordu. Nasıl bir hisse bu, insan Hülya Koçyiğit'i görünce annesini görmüş gibi oluyordu işte.

Uzun açılış konuşmaları sonrası Ahmet Uluçay'ın "Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak" filmi gösterildi. Gisam'da bahsedilmişti Ahmet Uluçay'dan, Kütahya Tavşanlı'da bir köyde çekiyor filmlerini diye. "Ee, benim nüfusa kayıtlı olduğum yer de orası, babamın memleketi, her bayram giderdik bir zamanlar" demişti o zaman, Kütahya Tavşanlı'dan böyle bir yönetmen çıkmasına içten içe hayret ederek. Akşam babasına sormuştu, köylüsü Ahmet Uluçay'ı tanıyor mu diye. "O Tepecik'den, bizim köye 6-7 km uzakta, kendince bir şeyler yapmaya çalışıyormuş köydeki evinde demişlerdi", "Evet baba, hem de çok güzel şeyler..."

Filmdeki insanların şiveleri çocukluğunun bayramlarda Tavşanlı'da geçirilen zamanlarına götürüyordu onu. Almanya'nın orta yerinde aşırı doz memleket olmuş şekilde buluvermişti kendini işte... Üstelik film her ne kadar bir köyde geçiyor da olsa, evrensel bir dili vardı, çocukların sinema sevgisini anlatmada Cinema Paradiso'yla yarışırdı hatta. Ne var ki o heyecanla böyle düşünürken, algısını etrafına açtığında, seyircilerin, özellikle Almanların filmi tam olarak anlayamadıklarını üzülerek farketti. Filmi sevecenlikle izliyorlardı fakat gülünecek yerlerde gülmüyorlardı bile. Espriler onlara çok uzak kalmış görünüyordu. Yine de onun nezdinde evrensel bir festival filmiydi bu... Seyirci ödülünün seçilebilmesi için dağıtılan kağıdı, diğer filmleri izlemeden, Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'ı en yüksek puanla değerlendirerek kutuya atmıştı o akşam. -Ne var ki, festival sonunda, seyircilerin seçtiği en iyi film "Kebab Connection" olmuştu, Almanlar biraz daha tanısalardı yönetmenin topraklarını, biraz daha algılayabilselerdi, seçilecek en iyi filmin "Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak" olacağına emindi.-

Haftasonu bir kaç festival filmi daha izlemek üzere Filmhaus'un yolunu tuttu... İçeriye girdiğinde, Filmhaus'un "lounge"unda, en arkadaki masanın etrafında oturan kalabalık bir güruh gördü. Fatih Akın'ı ve Uğur Yücel'i seçebildi içlerinden. Yönetmen ve oyuncu tayfasından oluşmuş gruptu belli ki... Fatih Akın'a merhaba demek isterdi ama kalabalık pek bir korkutucu geldi gözüne. Merhaba sonrasında ne diyeceğini bilememek onu korkutmuştu galiba. Aklına birşeyler geliyordu ama: "Kurz und Schmerzlos" çok güzeldi, şu Sezen Aksu şarkıları da filmlerinize çok gidiyor, "Gegen die Wand"a bayıldım, sizin filmler saf tutku, hastasıyız. Birol Ünel geçen yılki festivalde fazla şımarmış diyorlar, ne o öyle kuzum sahneye alkollü çıkmalar falan:-p... Gidip kendine bir kahve aldı ve koridorda filmin başlamasını beklemeye başladı. Bir yandan da "Fatih Akın'a yaratıcı merhaba" cümlelerini düşünmeye devam etti: "Görmeyeli çok zayıflamışsınız, sırrınız ne?"

Kafasını çevirdiğinde koridorun diğer ucunda iki gençle karşılıklı sohbet eden bir adam dikkatini çekti. Gençler merakla adamın anlattıklarını dinliyorlardı, gözlerinden duydukları saygı anlaşılıyordu. Adam; ufak tefek, esmer, kirli sakallıydı, kıyafeti de pek iyi sayılmazdı. Kafasında gri bir bere, üzerinde hafif eski bir mont vardı, bedenen çok hırpalanmış gözüküyordu, sanki bir kavgadan yeni çıkmış gibiydi. Yaratıcı "Fatih Akın'a merhaba" cümlelerini düşünmeyi bir kenara bırakıp konuşulanlara kulak kabarttı. Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'dan bahsediyorlardı, evet, bu adam Ahmet Uluçay'dı. Kafasındaki bere de, beyninden yeni ameliyat olmuş olmasından kaynaklanıyordu. O zorlu ameliyata rağmen, buralara kadar gelmişti işte, filmlerinin yanıbaşındaydı... Birden Ahmet Uluçay'a merhaba demek için yaratıcı bir cümleye ihtiyacı olmadığını farketti. Gençlerle konuşması bitince yanına gitti: "Merhaba, nasılsınız? Çok geçmiş olsun" dedi. "İyiyim, çok teşekkür ederim" dedi Ahmet Uluçay. "Dün filminizi izledim ve çok sevdim..." "Çok memnun oldum..." Konuşmasında bir tutukluk vardı, kelimeler kesik kesik geliyordu, ameliyatın etkisi olmalıydı bu. "Biliyor musunuz, ben de Kütahya Tavşanlı'lıyım. Babam orada doğup büyümüş..." dedi. Nasıl da şaşırmıştı Ahmet Uluçay... "Memleket"ten bahsettiler bir miktar. Ahmet Uluçay sonra bir an durdu ve ona "Toprağım kokuyorsun" dedi. Çok içtenlikle söylemişti bunu. Bu cümle ilk anda biraz arabesk gelse de, ne kadar sevinmişti o an... Bir süre daha sohbet ettiler havadan sudan. Ne konuştuklarını hatırlamıyordu ancak bu diyalogdan yıllar sonra aklında kalan tek cümle "Toprağım kokuyorsun" olmuştu.

"Toprağı"na gömüldü bu akşam yüreği sinema sevgisi dolu o yönetmen...
Çok üzdü bizi...
Mekanı cennet olsun...

Bu anıyı neden 3. tekil şahısta anlattım bilmiyorum.
Geçmiş, ne kadar da uzak...