26 Şubat 2011 Cumartesi

akrep

Yavrum bu ne biçim burç böyle?

http://www.uzmantv.com/akrep-burcu-erkeginin-ozellikleri-nelerdir

25 Kasım'da munis bir yay burcu olarak doğmanı beklerken, erken gelerek bilerek mi akrep burcu olmayı seçtin nedir?

24 Şubat 2011 Perşembe

cutting nails

hem tırnaklarımı kestiriyorum, hem dişlerimi kaşıyorum


hmm, babamın eli pek de lezzetli değilmiş...




22 Şubat 2011 Salı

20 Şubat 2011 Pazar

goool

Babanın Karabükspor-Gençlerbirliği maçının son dakikasındaki gol sevincini, tam o sırada senin fotoğrafını çekmek üzere makineyi eline alan annen ucundan da olsa yakalayabildi oğlum...

18 Şubat 2011 Cuma

sağ kolumda çocukla, sol elimdeki bardağa sol dizimle damacanadan su pompalamayı başarıyorum.

uuveeee uuuvaaaa uuveeeee uuvaaaaa ınngaaa (Levent'in ağlaması)

60 kiloya emin adımlarla yaklaşıyorum, tutmayın beni.

Leventcik de 6,5 kilo oldu.

Levent diş çıkarmanın ilk belirtilerini göstermeye başladı. Elini ağzına götürmeye çalışıyor, başardığında minik yumruğunu emiyor, ağzından köpük köpük tükürükler çıkıyor. Bir de ellerini uzun uzun seyrediyor...

Levent'in bakıcısı var artık: Mürüvet Abla. 95'de Bulgaristan'dan göçmüş, liseyi Bulgaristan'da okumuş, orada kreşte çalışmış... Aynı ninem gibi konuşuyor, beni çocukluğuma götürüyor. "Macır"ların çocuğa bakışı gerçekten farklı, herşeyden önce çocuğa saygı duyuyorlar. Ondan çok şey öğrenecekmişim gibi geliyor... Avrupalı mürebbiyemiz var artık, daha ne olsun:)

17 Şubat 2011 Perşembe

...

“Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi, hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder. Cahil toplumla seçim yapmak, okuma-yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır. Böyle bir seçimle iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir.”               Nietzsche

14 Şubat 2011 Pazartesi

L.

Babasının bebeklik yeleğiyle, oğlumun bu sabah çektiğim fotoğrafı...
Dile kolay, 30 yıllık yelek...

annelik

Miniğim artık beni tanıyor, beni görünce heyecanlanıyor ve bana dişsiz ağzıyla damaklı damaklı kocaman gülüyor.

Babasının kopyası olma yolunda hızla ilerliyor. O kara-sarı minicik şey, bir pamukcuk tombul beyaz oğlana dönüşüverdi. Elleri pamuk, yanakları pamuk...

Bu vakitlerimiz öyle değerli ki. Ufaklığım sadece bana ait. O ve ben varız. Yarın büyüdüğünde arkadaşları olacak, öğretmeni olacak. Bu sevgi paylaşılacak. Şimdi bir tek ben varım onun için, bu sevginin sonuna kadar tadını çıkarmaya çalışıyorum. Ne var ki vakit daralıyor... God damit.

Anne olmak çok acaip birşey. İnsanın etrafındaki insanlara bakışı değişiyor. İnsanın "gönül gözü" açılıyor resmen. Bir annenin kimseye kötülük yapması mümkün değil bence. Karşındaki insana baktığında, ilk önce onun annesi aklına geliyor çünkü. Onu da bir anne büyütmüş, emekler vererek bugüne getirmiş, bebekken sevgiyle beslemiş, herşeyden sakınmış diye düşünüyorsun. Oralarda biryerlerde, ona birşey olsa yüreği parçalanacak bir anne var, o da senin oğlun gibi bir annenin sevgili oğlu-kızı diye düşünüyorsun...

Bir de o 3. sayfa haberleri. Bakmamaya çalışıyorum ama denk gelince çileden çıkıyorum. Eskiden de çileden çıkardım ama bu onun bin kat fazlası. Doğurulup atılmış bebek haberi okuduğumda 1 ay kendime gelemiyorum. Beynim artık zorunlu olarak siliyor haberleri hafızamdan. Günlerce o minicik, annesine muhtaç o zavallıcık bebeği düşünüp ağlıyorum. Şimdi yazarken bile ağladım işte. Annesiz kalmış çocuk haberlerine aklıma geldikçe oturup hüngür hüngür ağlıyorum.... Kendimi biraz daha toparlayınca Çocuk Esirgeme Kurumu'ndaki çocukları ziyaret etme gibi bir planım var. Annesiz çocuklar beni çok ama çok üzüyor. Bebekken uyanıp ağladıklarında anneleri olmuyor yanlarında, annelerinin kokusunu alamıyorlar, acıktıklarında annelerinden süt ememiyorlar... Tanrım çok korkunç birşey... Bütün annesiz çocukları kucaklamak onlara sevgimi vermek istiyorum, o kadar büyük bir kalbim var şimdi...

health rules

beauty rulez dedim başıma gelmedik kalmadı. 1 aydır hastanede uğramadık bölüm bırakmadım. Bir ara hastanede yaşıyormuş gibi hissettim kendimi ciddi ciddi. Daha önce yaşamadığım türlü türlü problemler... Lohusalık, evde kapalı kalmak, uykusuzluk, hareketsizlik her türlü hastalığa davetiye çıkarıyor... Bir de "herşeyin başı sağlık" demezsen başına bunlar gelir işte. Allah'ın sopası yok...

En kötüsü de dodiğimin benim geçirdiğim gribin ufak çaplısını geçirmesiydi. Miniğim öksürdükçe sanki etimi koparıyorlar gibi canım yandı. Nasıl bi sevgi bu Allahım, inanılmaz bişey.