Azimle spor yaptığım dönemde, yemek davetlerini spor salonuna gitmek üzere reddedişlerimi hatırladıkça çok pişman oluyorum. Sen gidince sporu da bıraktım biliyor musun.
Dolabımı toplarken lise yıllığımla ister istemez karşılaştım yine. Gökçe'nin yazdığı yıllık yazısını isteyerek okudum tekrar. İnsan hayatındaki belli dönemler nasıl belli kokular ve tatlarla özdeşleşiyorsa, okunan kitaplarla özdeşleşen dönemleri de var insan hayatının, kitaptaki atmosferde yaşanan. Bu yıllık yazısı da Oğuz Atay'ın "Tutunamayanlar"ının atmosferinde, ve tabii ki diğer tüm lise yıllık yazıları gibi, platonik aşıklık ve ÖSS sosuna bulanmış bir dönemde yazılmıştı. Yanak'ın derslerinde Türk edebiyatını derinlemesine (!) işlediğimiz günlerdi. Sagu, sav, Ergenekon... Gökçeciğim yıllık yazımı "Tutunamayanlar Destanı"ndaki gibi bir destan halinde yazacağını söylemişti. Edebiyat dersinde işlenen Türk destanlarının etkisiyle yıllık yazısının başlığını "Ergine-kon" koymuştu. Edebiyat derslerinde kaldığını sandığımız destanların son zamanlarda bu kadar meşhur olacağını kim bilebilirdi...
*Dark Side: İstanbul
"ERGİNE-KON DESTANI
Sene seksenbir
Soğuk bir ocak ayı
Soğuk bir ocak ayı
Ana karnında bir küçük zigot
Düşler dünyayı
Özge Yazıcıoğlu Yılmaz Bey'in
İkinci kızı olarak doğar
Kandırmışlar Özgeciği
"Hele sen bir kapağı dünyaya at
Bekliyor seni kapı önünde
Sıfır kilometre bir hayat..."
Böylece ilk ders alınmış olur
Her söylenene inanılmayacak.
Gelir ardından gözyaşıyla sulanmış
Dişsiz günler
Emzikler, püreler ve bakıcı teyzeler
Büyümek meşakkatli iş, kolay değil öyle
Hem sen değil miydin, doğmak isteyen, söyle!
İte kaka geçer süt çocukluğu
Sağlanınca oy çokluğu,
Özge artık okullu olacak,
Sınıfları dolduracak,
Ama sevinçli mi bilinmez
Daha şimdiden "ömür biter, okul bitmez!"
Öyledir zaten, bütün başlangıçlar sancılı
Ve bitişler Urfa acılı...
Okul, öğretmen, ödev; aman Tanrım!
Yalvarırım dursun bu hayasızca akın.
Birkaç yıl daha geçer geçmesine de,
Sırada Anadolu Lisesi sınavı var
Eh dolayısıyla bir dershane.
Kaba, yontma, cilalı taş ve galiba bakır
Hayır bilemediniz sıradaki Dershane-ül Çakır
Özge; ilim irfan öğrenecek
Böylece başı arşa değecek
Aslında aynı zamanlarda
Bu satırları yazan Gökçe de
Çakır devrinde, ama ne bilsinler
Biri sabahçı bir öğlenci
Nasıl karşılaşsın bu iki garip öğrenci
Neyse, derken sonuçlar geldi
Özge, haydi hayırlı olsun
Yurdumun insanı gururla dolsun.
Bursa Anadolu açtı kapılarını
Aman Özge dikkat, yutmasın seni
Bak bu okul felsefesiyle farklı
Öyle yapamazsın her aklına eseni.
Boy boy öğrenci, boy boy öğretmen
Hey zil çaldı, sınıfına gir hemen
İngilizce belalı ders, öğrenmemek olmaz
Özgecik doluya koyar almaz,
Boşa koyar dolmaz.
Suçlu tamemen emperyalist İngilizler
Dünya halkını dilleriyle sömürmüşler...
Hazırlıktan sonra ortagiller; bir, iki, üç
Fen ile Matematik İngilizce ya,
O yüzden biraz güç
Ortasonda Fen liseleri sınavı
Özge çalışacak ve kazanacak
Yeni yeni okullara kanat açacak
Ama demiştik Özge, önceden
Yutar bu okul seni,
Sindirir inceden...
Deneme kaçamazsın hiçbir yere
Ördük dört duvarı etrafına bi kere!
Lise birinci sınıf, duvar kenarı
Ekilmişken tüm dostlukların dibine darı
Buldular birbirlerini Özge'yle Gökçe
Önce biraz tutuk, hafif isteksizce
İlkokuldan beri paralel giden doğrular
Kesiştiler sonunda artık arkadaş bunlar
Gülünüz, güldürünüz, insanları seviniz
Hem zaten hepimiz kardeş değil miyiz?
Özge pot kırmada birinci
Neyse Gökçe değil öyle kinci
Bir sene de böyle geçti
Gökçe TM yerine FM seçti
En çok bu işe Özge şaştı
Ama yok düşünecek vakit
İş çoktan başı aştı
Ne berbat bir seneydi şu 10A'daki
Sınıf sıkıcı dersler farklı mıydı sanki?
Bahar neyse ki hızır acil gibi yetişti
İnsanın başında kavak yelleri eserken
Dersleri dinlemesi ne zor işti
Ve sonra tabii ki her tenefüs inilen kantin
Ah bu 57 merdiven pek çetin
İneriz çıkarız yorulmayız
Çünkü biz sağlıklı ve formdayız.
Okulun derslerden ibaret olmadığını
Tembellerin de sınıfta kalmadığını
O sene öğrendi Özgecik
"Çalışmasam ne olur?" derken
Çıktı sesi incecik
Bitti kantin sevdası lise sonda
Artık içilen çaylar yok sabah saat onda
Bu zamanda test çözülür
Kitap okumaya vakit yok
Gözünden iki damla yaş süzülür
Dayan Özge, lütfen dayan
Yüzdün yüzdün kuyruğuna geldin inan
Hayat mı bu, nasıl çekilir?
Yarı açık cezaevinden
Ancak mezuniyetle gidilir
Ayrılık nasıl olacak, sardı Özge'yi keder
Gökçe ile onun dostluğu
Yükte hafif pahada çok eder
Bu destan için kasmak ancak
Çok sevgili bir arkadaşa değer
Dostluk baki kalır kalmasına da
Destan yazma işi burada biter."
Dostluk baki kaldı gerçekten. Bu yazıya 3-4 gün önce başlamıştım, yıllık yazısını aktarmak zaman aldı biraz. Bu arada dün Gökçe Bursa'ya geldi. Eriş ailesinin keyifli akşam yemeğine konuk oldum uzun zaman sonra. Özlemişim gerçekten. Vecdi Amca'nın yaptığı Türk kahvesinin son zamanlarda içtiklerimin en iyisi olduğunun, Ayşe Teyze'nin yaptığı balık çorbasının çok çok lezzetli oluşunun, bir de tüm aileye ait bir özellik olan "hoş sohbeti"n ayrıca altını çizmem lazım. Kardeş Deniz sonsuz derecede kibar bir genç ve sonsuz uzunluk ve zayıflıkta Vecdi Amca'ya benzeyecek gibi gözüküyor, Çerkez kanı böyle birşey sanırım. Bir de Nalan var; o köpek değil; Nalan.
Ayşe Teyze'nin evdeki bir kitabın arasında tesadüfen bulduğu, zamanında Gökçe'ye vermiş olduğum, arkasında "bu şehirde kalırsak yaşamak bizi yaralar" yazan kepli mezuniyet fotoğrafım duruyor Gökçe'nin (artık eski) odasındaki kitaplıkta. Ayşe Teyze yazıyı okuyup gülüyor. Gülüyoruz.
sambamelone
gel de gülme


