29 Temmuz 2011 Cuma

premium

günde yaklaşık 100 km yol yapan biri olarak hayat kalitemi yükselten iki şey:
- Volvo'nun otomatik kliması (nasıl oluyor bilmiyorum, otomatiğe alıyorum, harika bir şekilde serinliyor içerisi, yüzüme üflese de çarpmıyor, tutulmuyorum, hapşırmıyorum. iyi ki var.)
- Volvo "premium" ses sistemi (opera dinlemek bir keyif...)
sürekli olarak az mazot ve 160 civarı hızla giderek motoru biraz üzmüşüm, bugün bakımdaydı araç, yerine deli Fluence'ı kullanınca, arabamın değerini anladım....

27 Temmuz 2011 Çarşamba

diktatör olsaydım: çocukları 3 yaşından küçük annelerin çocuklarını bırakıp işe gitmelerini yasaklardım. anneleri de bu işkenceden kurtarırdım.

her sabah gözü yaşlı işe gidilmez ki kardeşim.

25 Temmuz 2011 Pazartesi

look into me

Tanıdığım insanlardan bugüne kadar edindiğim deneyim: İlk intiba çok önemlidir.
Biriyle tanışıyorsunuz diyelim, onu görür görmez kafanızda bir fikir oluşuyor; çok düzgün biri ya da bundan bir halt olmaz şeklinde. (Biraz abartılı oldu, kabul) Sonrasında o kişiyle konuşarak bu ilk intibada ne kadar yanıldığınızı anlıyorsunuz. Ya aslında hiç de kötü biri değilmiş, ya da, ben de onu bişey sanmışım, aslında o kadar da bişey değilmiş şeklinde. Ancak bir süre sonra, bu süre kişiden kişiye göre değişiyor, kiminde 5-6 ay, kiminde 1 yıl ya da daha uzun, o kişiyle ilgili vardığınız nihai karar o ilk intibada oluşan fikirlerle birebir örtüşüyor.
Başkalarında durum nasıldır bilemiyorum, merak da ediyorum, ama bende hep böyle oluyor.
Sınavlara hazırlanırken emin değilseniz ilk aklınıza gelen cevap doğrudur diye tembihlerler ya hep, o hesap.
Bi daha ilk görüşte beğenmediğim insanların beni konuşarak kandırmalarına izin vermeyeceğim.

Söz uçar, bakışlar kalır.

Norveç

Bir kulunu çok sevdim, o beni hiç sevmiyor.

14 Temmuz 2011 Perşembe

30 olduktan sonra 20'ye doğru bi daha gerilese insan, gençleşse güzelleşse... sonra yeniden yaşlanılabilir, hiç sorun yok. şimdi 22 olmak, New York'da* olmak vardı...

*New York görmüşlüğüm var mı, yok, o ayrı.

13 Temmuz 2011 Çarşamba

facebook demişken

Bir de şu Hilal Cebeci meselesi var. Herkes hatunla dalga geçiyor. Peki ne yapmış? Biraz açıkca bir fotoğrafını twitter’da yayınlamış. Yani ne? “Teşhircilik”. İyi de hepimiz biraz teşhirci değil miyiz? Sosyal paylaşım ağlarında hayatımıza dair fotoğrafları koyarken keyif almıyor muyuz? Güzel çıktığı mayolu fotoğrafı facebook'da paylaşmamak için çoğu kadın kendini zor tutuyor eminim.

Bloğa başlarken daha çok üzerine düşünülmüş yazılar yazmayı hedefliyordum ama sonuç az düşünülmüş cümlelerle yazılan günlük hayat "teşhiri" oldu. Fena mı oldu? Bilemiyorum, geriye dönük iyi kötü bir hafıza oluyor. Sanırım internet içim(iz)deki teşhirciyi ortaya çıkardı. Bu durumun bilincinde olduğum için kendimce bir önlem alıyorum. Güzel çıkmışım dediğim, çok beğendiğim hiçbir fotoğrafımı bloğa koymamaya çalışıyorum. Bu biraz frenliyor beni.

Herneyse, "teşhircilik" mevzusunun ulaşacağı sınırlar beni zorlar. Tek bildiğim bütün kadınların beğenilmek istediği... Bir de çoğu zaman bir fotoğrafın yazıdan çok daha fazla şey ifade edebildiği...

miniş

minişim büyüdü, düğünlere katılıyor.

Fotoğraf yoğunluğunu arttırarak son dönemde bir facebook tadı yakaladım blogda sanırım.

11 Temmuz 2011 Pazartesi

i want to go with you

hep çalışan, çok çalışan Korişime gelsin... görüşemiyoruz bi türlü. yakında randevuyla görüşmeye başlayacağız sanırım. dün akşam iş dönüşü trt3 radyo'da çalan bu şarkı beni mahsun yaptı...akşam eve geldim bi daha dinledim. sonra buradan Korişe ithaf ettim.

4 Temmuz 2011 Pazartesi

sweet six

Bosch'da 6. yılımı doldurdum bugün. 6 yıl önce bugün, "aman Tanrım Bursa'ya dönüyorum" diye ağlayarak işe başlayışımı hatırlıyorum. Şimdi iyi ki burası olmuş, iyi ki doğru zamanda doğru yerde olmuşum ve buraya başlamışım diyorum. Pek çok güzel insanla tanıştım, pek çok güzellikler yaşattı bana.
Aradan uzun zamanlar geçti, birşeylerin değişmesinin (iş tanımı olarak) vaktidir artık diye düşünüyorum.Daha net ifade edecek olursam; "müdür" olmak istiyorum. Aha buraya yazdım. Önceden (before Levent) "uzmanlık" sıfatı bana yeterince tatmin edici geliyordu, "müdür"lüğün peşinde koşmak ise az bir maddi  fark için gereksiz iş yükü altında ezilmek anlamına geliyordu. Ancak şimdi daha farklı bakıyorum olaya. Zorsa zor ben "müdür" olmak istiyorum diyorum. İlginç bir şekilde anne olduktan sonra kendimi çok daha güçlü hissediyorum. Doğum yapmak insanı daha cesur yapıyor galiba. Doğum yaptım müdürlük mü yapamayacağım şeklinde içsel bir gaz oluşuyor insanda sanırım.
Bu hedefe ulaşmak ne kadar zaman alır, gerçekleşir mi, bilmiyorum. "Doğal" bir lider değilim çünkü, bununla uğraşmam gerekiyor. Tek bildiğim bu yönde ilerlemek istediğim. Bundan bir 6 yıl sonra hedefim ne kadar gerçekleşmiş olur göreceğiz ama en azından bunun için çabaladığımı bilmek istiyorum.

Kendime sevgilerle.