28 Eylül 2011 Çarşamba

o bebek ölmüş...
Maya Spor Merkezinde
Hafta içi grubu bensiz ne yapar acep
Bu sabah 09:00'da Erçin'le
pilates yapmışlardır güle eğlene
Sauna çakmışlardır bir de üstüne
Olmazsa olmaz bir de Türk kahvesi cafe'de
muhabbet koyulunca "Korupark yapalım mı sence"
Yollar boş, vakit senin, bin cipine
Korupark'da çeşit çeşit elbise
Seç gönlünce
Aşık Özge de baksın işine
İçlensin ince ince

23 Eylül 2011 Cuma

paris deyince aklıma
kalın sesli bir kadın gelir
şarkı söyler uykusuzluğa
göğsü bir iner bir yükselir

içi sıkılır müşterilerin
yine de hepsi kadını dinler
vefasızlık üstüne bir şarkı
olur mu kalkıp gitsinler

ışıklar kadehlerde
içilmeyi bekler kapkara
su katılmış rakı gibi bir duman
çöker mi üstelik sokaklara

bu kadın durmadan sabaha kadar
aşk ile şarkısını söyler
ben gitmedim ama paris'e
gidenler gördüler


Cahit Külebi

Son yıllarda ben de hayalimde dünyayı geziyorum. Bu işi Külebi gibi ciddiyetle yapıyorum ama; gezinin her anını kafamda bütün detayları ile hayal ediyorum. Bir yere gitmeye karar verdiysem orayla ilgili kitaplar okuyorum önce. Sonra, hangi havayoluyla uçacağımı, hangi otelde kalacağımı, hangi restoranda yiyeceğimi, o tarihte katılabileceğim etkinlikleri vs. hepsini uzun araştırmalar ve tabi ilginç tesadüfler sonucu tespit ediyorum. Son olarak geriye koltuğa kurulup bunları yaşadığımı hayal etmek kalıyor. Hayalimde gezdiğim yerlerdeki kokuları, tatları herşeyi duyumsayabiliyorum. Çok keyif alıyorum bu işten... Bi ara bu hayali gezilerimi yazmayı düşünüyorum. Bakalım gerçeğiyle ne kadar örtüşecek...

unut unut unut

öğle arası çocuk emzirmek üzere eve gidilir, sütyen giymeyi unutarak işe gelinir, oturulan yerden kalkılmaz.

15 Eylül 2011 Perşembe

bugün Central Park'da Bocelli konseri var. Bir an gidebileceğime gerçekten inanmıştım, sonra olamayacağını anladım. Sonra da sanki bu konsere gidecekmişim gibi 15 Eylül'e doğru geri sayıma geçtim. Şu konser hayırlısıyla bitse de ben de rahatlasam.
ühü.

9 Eylül 2011 Cuma

Levoş'a minik bir piyano aldıydık. Başta üzerine tırmanmak ya da yerinden kaldırmak gibi güç denemeleri için kullandığı aleti son zamanlarda amacına uygun olarak kullanmaya başladı. Başına geçip uzun uzun "çalıyor" artık, çalmaktan kasıt bütün parmaklarıyla piyanoya sürekli olarak vurarak o bilinen, kafa şişiren "dann dann" sesini çıkartmak.  Neyse asıl konu bu değil, bakıcımızın Levent'in sonu gelmeyen performansı üzre "Heh, Mozart (Motzart olarak telaffuz etti) bitti, Paganini'ye geldi sıra" demesi. Nasıl oluyorsa bu tarz cümleler sonucunda tüm o memnuniyetsizliklerimi bir anda unutuyorum ve yüzüme manasız bir gülümseme yayılıyor. "Bakıcı da iyi hani"...

7 Eylül 2011 Çarşamba

dün bloğa milyoner olma talebimi yazdıktan bikaç saat sonra aylık 5 bin liralık bi iş teklifi aldım. lakin pozisyon İzmir'de, olacak gibi değil. maaşlı çalışarak milyoner olunmaz o ayrı da şu "secret" denen şeyin var bi kerameti.

6 Eylül 2011 Salı

happy birthday

30 yaşına gelince anladım ki, şu hayatta sevdiğim şeyleri elde edebilmek için milyonlara ihtiyacım var. Dolayısıyla doğum günümde milyoner olmak dışında başka bir dileğim yok.*

"I'd love to be a millionaire, I wished I had a golden mare
And I would waste my precious time, by looking for the perfect rime
Life is easy, life is good, it would be like Hollywood
If I could be a millionaire
If only I could be a millionaire..."

 *Hayatımdaki diğer herşeyin aynı kalması kaydıyla