12 Şubat 2013 Salı

11 Şubat 2013 Pazartesi

Tagore vs.

2009 senesi Bostancı'daki bi sahaftan Tagore'un 2 kitabını almıştım. Geçen gün kitapları şöyle bir açtım, okuyayım dedim. "Gitanjali" adlı kitabının benden önceki kullanıcı tarafından kıvrılmış sayfasında kitaptaki en güzel şiir bulunuyordu. Bir bebeği en zarif tasvirlerle anlatan çok incelikli bir şiir. Kitabın benden önceki sahibi de bir anneymiş, buna inandım.

Şiirin Türkçe çevirisi pek başarılı değil, şairin kendi çevirisi olan İngilizce'si ise şöyle:

"
The sleep that flits on baby's eyes---does anybody know from where it comes? Yes, there is a rumour that it has its dwelling where, in the fairy village among shadows of the forest dimly lit with glow-worms, there hang two timid buds of enchantment. From there it comes to kiss baby's eyes. The smile that flickers on baby's lips when he sleeps---does anybody know where it was born? Yes, there is a rumour that a young pale beam of a crescent moon touched the edge of a vanishing autumn cloud, and there the smile was first born in the dream of a dew-washed morning---the smile that flickers on baby's lips when he sleeps. The sweet, soft freshness that blooms on baby's limbs---does anybody know where it was hidden so long? Yes, when the mother was a young girl it lay pervading her heart in tender and silent mystery of love---the sweet, soft freshness that has bloomed on baby's limbs."

Yine de Türkçe çeviri ne olursa olsun daha bir dokunaklı geliyor insana...

Diğer kitabın çevirisini Bülent Ecevit yapmış ve çok da iyi yapmış. Gerçekten güzel bir Türkçe'yle çevirmiş. Rahmetlinin Türkçesine 10 üzerinden 10 verdim..

Yalnız onca güzel mısranın yanında şöyle çok acaip mısralar da var bu kitapta: "ayak parmakları mazisini yitirmiş el parmaklarıdır"
"işiniz ya vardır ya yoktur" gibi... 

Hele şu mısrayı Adorno duysa "Es gibt kein richtiges Leben im Falschen" diye mezarından kalkıp gelirdi gibime geliyor: "Doğruluk ırmağı yanlışlık yatakları içinden akar"....

Efendim Adorno ve Tagore'u aynı cümle içinde kullanmak benim gibi lokal Bursa insanına fazla geldi, izninizle iyi akşamlar dileyerek dönüyorum evime.

6 Şubat 2013 Çarşamba

sıfır

Bu araların herşeyin sıfırını istiyorum. Sıfır araba mesela. Kokusunu içime çeksem şöyle. Markayı da takmıyorum, yeter ki sıfır araba olsun.
Sıfır ev mesela. Mutfak dolapları, zemin seramikleri, parkeler ışıl ışıl parlasın, mobilyalar gıcır gıcır olsun, cila koksun.
Sıfır araba, sıfır ev, sıfır eşya. En iyi şey.

2 Şubat 2013 Cumartesi

hamile kafası

Hamileliğin ilk 3 ayının kötü günleri geride kaldı, ufaklık tekmelere başladı ve uyanık olduğum saatler içerisinde çok enerjik hissediyorum. -evet akşam en geç 9'da uyuyorum-
Geçen hamilelikte yaşamadığım şu aşerme meselesi bu sefer canımı fena yaktı. Bir süreyi “kaese-brezel, kaese-brezel” diye sayıklayarak geçirdim. Sağolsun mesai arkadaşım Hasan Bey halime acıdı da, Almanya’dan gelecek bir ekibe her çeşit brezel’den bol bol sipariş edip getirtti. Yoksa benim sızlanmaktan başka bir şey yapacağım yoktu. Kaese-brezel’e kavuşma faslı da pek güzeldi, efendim sıcak mıydı soğuk muydu diye bakmadan hapur hupur yedim brezelleri. Pek lezzetliydi. Hatta o gün sadece brezel yedim başka da bişey yemedim. Tek kelimeyle kendime geldim diyebilirim. Acaip bişey şu aşerme. Hasan Bey sözlükten anlamına baktı, anlamı “begehren”miş, Almanlar’a sorduk, teyit ettiler, evet karşılığı bu dediler. Açıkçası “aşerme” sözcüğünden daha bir manidar, daha bir vurgulu… Neyse, aşerme işi ciddi bir iş, şakaya gelmez diyerek konuyu bağlıyorum.
....
6-Sigma projesi ile ilgili yaptığım son denemede, 6 ay boyunca o kadar üzerine çalışıp, emek verip, tüm iyileştirmelerin uygulanıp sonucun görüleceği o denemede, başarısızlığa -“failure”a- tahammülüm yoktu. İlk sonuçlar kötü çıkınca bende yıkıcı bi etki yarattı, önce başarısızlığa sövdüm sonra bir Burkemann cümlesiyle olayı kabullendim. Ancak sonra parçaların yanlış bir noktadan temizlik analizine gönderildiğini öğrendik. Sonra tekrar ettik sonuçları, her şey güzel gitti. Sonuç olarak yağları iyileştirdik, takımların ömrünü uzattık, parçalar iyi, temizlik analizleri iyi. Başardık diyebilirim. Son 6 parçanın temizlik analizi henüz gelmedi ama artık olumlu konuşmakta bir sakınca görmüyorum. Projenin asıl yorucu olan kısmı geride kaldı diyebilirim. Evet sadece bir kısmı geride kaldı ne yazık ki, başıma öyle zor bir proje bela ettiler ki bitmek bilmiyor maalesef. Yine de kalan kısım beni fazla zorlamayacak artık. Kapanış dökümanlarını hazırlamaya başladım bile. Evet ya şu “kapanış” sözcüğünü telaffuz etmeye başladım artık, ne kadar güzel… Gerçekten işe karşı sevgi ve nefreti bir arada yaşadığım bir proje oldu. Zira sonuçlarını deli gibi merak ettiğim, iyileştirmeler için kafa yorarken heyecanlandığım ancak sonuç almak/deneme yapmak için insanüstü bir çaba gerektiren bir çalışmaydı. Diğer yandan da 6-sigma hayata bakışımı değiştirdi diyebilirim. Mühendislik öğrencilerine bu istatistik yöntemlerin lisans düzeyinde öğretilmiyor olması çok acı. ODTÜ lisans-yüksek lisans mezunu bir insan olarak bunlardan bihaber mezun olmuş olmamı da ayrıca içime sindiremiyorum. Bi yerlerde bi hata yapılıyor... 6 sigma’dan sonra iş hayatında en karmaşık projeyi verseler dahi, işin içinden çıkabilirim gibi geliyor, 6-sigma adeta bir alet çantası gibi, karşında hangi problem olursa olsun, o probleme uygun bir anahtar illa ki çıkıyor çantadan… Bi de Minitab kadar kullanmayı sevdiğim bi program olmadı bugüne kadar…
Paragrafı bitirdim ki parçalardan birinin temizlik analizi sonucu ulaştı elime.”not okay”... Sorun değil, i know how to handle this… Zira minitab'le yaptığım analizde, son 1 ayda tüm imalatta tespit edilen partikelli parça sayısının benim denemedeki partikelli parça sayısı ile istatistiksel olarak karşılaştırıldığında daha fazla olduğunu gösteriyor. Pazartesi bu konuyu kalitecilerle kıyasıya tartışmaya hazırım. No one said it's gonna be easy...