Cuma'dan beri İstanbul'da Göztepe mevkiindeydim. Bu sabah saat 09:00 itibariyle Bursa'ya giriş yaptım. İstanbul, daha doğrusu Anadolu yakası, boşalmış, kimsecikler yok. Göztepe'den taksiye biniyorsun, tık diye Moda'dasın. "Cadde" bomboş. İnsansız bir İstanbul, daha doğrusu makul sayıda insanlandırılmış bir İstanbul ne kadar da güzelmiş. İki hafta önce Sundacecamp'da bile bu kadar dinlenmedim ben, istenirse İstanbul'da bile tatil yapılabilirmiş meğer... Mütevazi bir ev hanımı olarak hafta içinde günümü şöyle geçirmekteydim.
08:00-08:30- Eşe kahvaltı hazırlamaca, eşi uğurlamaca
08:30-10:00- Hafif bir kahvaltı (ya da daha keyiflisi için bekleme), hızlıca evi toparlama
10:00-10:15- Köşedeki gazeteciden gazete alıp -İstanbul'da Anadolu yakasındaysan nedense bu gazete illa ki Cumhuriyet oluyor- taksiye binmece
10:15-10:30- Taksiyle Moda'ya ulaşma, Kafe Kemal'e yürüme
10:30-11:30- Kafe Kemal'de deniz manzarasına karşı ağaçlar altında serin serin oturup, kahvaltı yapmadıysam "labneli simit"le kahvaltı yapmak, yaptıysam çayımla birlikte hemen gazete keyfine dalmak. Bu arada Cumhuriyet bu kadar keyifli bir gazete miydi, yoksa bu "Kafe Kemal'in keyifliliği mi? Bir de 29.07.09 tarihli Cumhuriyet'deki Oktay Ekinci'nin "Çed Köşesi"ndeki yazısı.* Yazıyı özellikle tavsiye ederim, annem Azeri olduğu için beni özellikle etkilemiş olabilir ama gerçekten çok güzel, aşağıdan kendisine ulaşılabilir ...
Arada çevremde oturanların sohbetlerine de kulak kabartmak, bunların da en az gazete kadar keyif vermesi...
11:30-12:30 Moda'dan Kadıköy'e salına salına yürümece. Yol üzerinde, bahçesinden topladıkları az miktarda "organik" ürünü küçük tezgahlarda satan satıcılardan akşam yemeği için yeşillik temin etme. Bu tezgahlardan aldığım yeşil fasülye çok taze ve lezzetliydi mesela, bir tane bile kılçık çıkmadı içinden. Hele o minik domatesler, şeker gibiydi hepsi... Taze semizotu, taze nane, hepsi, mis mis idi...
12:30-14:00 Kadıköy'de ufak çaplı bir tüketim çılgınlığı yaşamaca. Tüm mağazalar sezon sonu indiriminde, öyle böyle değil... Bi de "clandestino" diye bi yer var, Rexx'den yukarı doğru çıkarken solda.. Oradaki tüm elbiseleri denedim sanırım. 4 tane elbise aldım, biri hediye.
14:00-18:30 Kadıköy'den taksiye binip eve dönmece. Evle ilgilenmece, yemek yapmaca... Ev halkının eve gelmesi.
18:30-19:30- Hızlı ve keyifli yemek yemece, yemek boyunca WOW konuşulması
19:30 ve sonrası- Ev halkının -eşim dahil- WOW'un başına oturması, benim çay ve kitabımla başbaşa kalmam. Mutlu olmam. Hiç dönmek istememem.
-----------------------------------------
*
Cumhuriyet 29.07.2009
ÇED KÖŞESİ
OKTAY EKİNCİ
Azeri Kardeşlerimize
‘Kissebükü’ Mektubu
Hörmetli Hafız Mammadov,
Hörmetli Anar Mammadov...
Eşittim ki Türkiyemizin en gözel sahillerinde turizm projeniz varmış. Gene eşittim ki projenizin arazisi, bundan 10 yıl gabah menim de işlediğim “Muğla Koruma Kurulu”nun teze tikintilere karşı muhafaza eylemek üçün SİT kabul ettiği, gözel mi gözel “Kissebükü”ndeymiş...
“İki Devlet Bir Millet” sözüne inanan, ataları Azarbeycanlı bir Türk me’marı olarah, Türkiye’de iş görmeniz gözüm üste; amma projenizin yerine sebep çok narahatam...
Ele fikreliyerim ki gereh Türk yoldaşınız Ahmet Çolakoğlu Bey de narahat ola ve size diye ki; “Gelin burada tikintilerden vazgeçek; alahı bir yer tapah...”
Çünkü Kissebükü ele emsalsiz bir yerdi ki tamam ağaçları, suyu, torpağı, tarihi, dağları, yeşili, çiçekleriyle uşahlarımıza ve nevelerimize heç ellemeden hediye etmemiz gereken bir dünya cennetidi...
Eslen buna sebep de sizden önce orada otel gayırmah isteyen Türk firmalarına “Heyir, burayı bozamazsız” demiştik. İndi de ruznamelerde ohudum ki bizim Kültür ve Turizm Bakanımız Hörmetli Ertuğrul Günay da Kissebükü’nü öz gözleriyle görende deyip ki; “Burada tabiatı, tarihi yok edecek hiçbir düzenlemeye izin vermenem..”
Eyni haberlerde Bodrumlu tabiat âşıhlarının da Kissebükü’nü gözetmesi için bakanımıza mektup gönderdiklerini ohuyanda, men de size bu namemi “öz dilimiz”de yazmaya karar verdim...
Hörmetli Mammadov’lar,
Bizler, Türkiye’nin ve hatta dünyanın hamıya hayat bağışlayan gözelliklerini muhafaza etmeye bir ömür vermişik...
Belki bilirsiz, buna sebep kimi Türk firmalarının da gözel Baki şehrine yakışmayan teze tikintilerine menfi fikirlerimi Cumhuriyet’te çok yazmış ve demişem ki; “Baki dünyadaki tüm Türklerin gelbindeki, hamımızın eşgi olan bir şeherdir; UNESCO da tavşırır ki bozmayasız. Bizim şeherlerimizi bozan tikintilerin Baki’de önlenmesini, Azerbaycan Me’marlar İttifakı’nın da öz şeherlerindeki bu çirkinliğe mâni olmalarını ürekten diliyirem...”
Azerbaycan için işte bu duyguları her dem galeme de vuran bir gardaşınız olarak, indi de deyirem ki siz de öz yurdunuz sayılan Türkiye’nin tamam insanlığı heyran gılan Kissebükü’ne tikinti için değil, gorumah için sahap çıkın.
O ki pul verip alıpsız, ürekten deyirem ki heyirli olsun; ama pul gazanmah için de tabiatı, tarihi sementle, demirle, daşla doldurmayasız...
Ele bir sahaplıh yapın ki hamı desin ki “Azeriler burayı aldılar, ama bağlıh bahçalıh galmasına sebep oldular”...
Hörmetli Mammadov’lar,
Bir Azeri mahnıda şair deyip ki;
“Meşeler gatar tek dağlar aşanda,
Çağlar dile gelip, coşup daşanda,
Gırmızı laleler düze çıhanda,
Bulahlar samavar, ağ daşlar şeker,
Gocalar da burda cavanlaşırlar,
Garibe âlemi vardır bu yerin..”
Rehmetli anamın, bu mahnı ohunanda gözleri yaşarardı...
Sizin de aynı mahnıyı eşidende yâdınıza nere tüşürse, Kissebükü işte oradı...
Gocaları cavanlaştıran bu garibe âlemimizi siz de kucaklayın. Uşahlarımıza, nevelerimize bağışlayın. Kültür ve Turizm Bakanımız Ertuğrul Günay’ın sözlerine gulah asın, manasını tüşünün. Projenizi de gatlayıp galdırın ve deyin ki; “Türkiye bizim de ölkemizdi; gözellikleri hamımızındı...”
Salamat galın...
Yay !!! We are on the nice list!
10 yıl önce