14 Nisan 2010 Çarşamba

Eğitim Araçları

Hayret. Blogumu iş yerinden açabildim. Daha önce bloguma bütün girme girişimlerim sistem tarafından engellenmişti. Hmm. Zaten twitter da açılıyo son zamanlarda. IT'ciler içindeki özgürlükçü kanat yönetimi ele geçirdi sanırım. İlginç. Bloguma giriş yapmam sonra bana patlar mı? Bilemiyorum. Neyse, girdim artık bi kere...

Akşama daha çok var. Saatin 20:30 olmasına yani. Sunay Akın'ın "stand-up"ına gideceğiz. Aslında Pazartesi de aynı gösteriye gitmiştik ama salonun kapıları kapalıydı. Daha doğrusu ben bilete bakmayıp gösteri tarihini Pazartesi olarak hatırladığım için, salonun önünde büyük bi sessizlik karşılamıştı bizi. Çocukluğumuzun AVP arkası "Eğitim Araçları" salonı "Dede Efendi Konser Salonu" olmuş bu arada. İş yerindekiler salonun adını "Eğitim Araçları" olarak söyledikleri için ben de kapıda "Dede Efendi" ismini görünce -ve tabii ki sessizliği- bi de tutup "Eğitim Araçları" salonu aradım o saatte. Başka bi yere taşındı herhalde dedim. Yoldan geçenlerden gözüme kestirdiklerime sormaya başladım, "Eğitim Araçları salonu nerede" diye. Eski yeri tarif edenlere, "yok, yok, yeni bir yere taşınmış" diyordum bilmiş bilmiş üstelik... Ben  bu umarsız çaba içindeyken saolsun Koriş "ver şu bileti bi bakayım" demeyi akıl etti. İyi ki akıl etti de "e bu biletin tarihi 14 Nisan" deyip; beni de, insanlığı da düştüğü o durumdan kurtardı. Bi de Korhan "Ya Eğitim Araçları diye isim mi olurmuş, o ne saçma şey" dedi, ben de durdum "Evet, çok saçma aslında" dedim. Yıllardır adı "Eğitim Araçları" olan o salona gidip ne oyunlar izledik halbuki. Birileri bu ismin saçmalığının farkına varmış da duruma el atmış sanırım. Yine de salonun yeni adı da pek güzel değil bence.
Hal böyleyken, o saatte uğraşıp bi de Heykel'e gelmişken, Kafkas'dan dondurmamızı aldık, yürüyerek Yeşil'e gittik, türbenin yanında açık havada kahve içtik. Ben arada alt geçitten geçerken bi de ayakkabı aldım, kısa günün karı.

Velhasıl, gidemediğimiz o gösteriye bu akşam gideceğiz bakalım.

Mide bulantımı bi kaç saatliğine bile unuttursa, bu en iyi şey olurdu...

Şimdi Koriş geldi çıkıyorum.

PS. Mükemmel bir gösteriydi... 2 saat aralıksız, dolu dolu geçti... Kendi tarihimize olan cehaletimizin farkına vardık, biraz olsun aydınlandık... Biraz da ağladım ben... Nerede ne zaman bulursanız mutlaka dinleyin Sunay Akın'ı, kaçırmayın. İstanbul Oyuncak Müzesi'ne de mutlaka gidin. Zürafaları görün ve hikayelerini bir de ondan duyun. "Zürafa"ların bilmediğimiz yüzlerce hikayeden sadece biri olduğunu unutmadan...

Hiç yorum yok: