26 Ocak 2014 Pazar

ölüm

İki oğlumu da epiduralli normal doğumla dünyaya getirdim. Levent'in doğumu kolay oldu. Sancılar zorlamadı, bağırmadım, of bile demedim, bir kaç ıkınmaya çıkıverdi dışarı. Böyle olunca ben de doğumu kolay bişey sanmaktaydım. Orada burada insanların bu işi çok gereksiz büyüttüklerini söylemekte, doğum yapmanın aslında hiç de bağırış çağırış gerektirmeyen basit bir ıkınma eylemi olduğu üzerine nutuk ve söylevler vermekteydim. Hatta ve hatta 2. doğumda epidural bile yaptırmama iddiası içerisinde olduğumu özellikle belirtmekteydim. Lakin Allah'ın sopası yokmuş. Mete'de sancılar sıklaşmaya başladığı dakika kendimi doktora epidural yapması için yalvarırken buldum. Sancı ki ne sancı, bildiğin yüksek dozda acı. (S)a(n)cıları çekerken bir yandan "niye böyle oluyo ki, acaba farketmeden canı tatlı bi insan falan mı oldum ben", "yok yok, bu 2 yılda hiç spor yapmadım ondan oluyo"gibi sorgulamalara girmekteydim. Elbette sorumun cevabını doğum sonrası Mete'nin koca kafasını görmem neticesinde pek güzel bir şekilde almış oldum. Benim nohut kafalı Levent'im nere, bu koca kafa nere dediydim kendi kendime. Gerçi Levent doğumdaki açığı beni sonraki 2 yıl geceleri hiç uyutmayarak kapatmıştı ama... Mete'm o konuda bir tane, bildiğin uyuyor geceleri, mucize gibi.

Mete'nin doğumu sırasında sancılar dayanılmaz olduğundan yapılan epidurali yetersiz bulup, biraz daha ilaç verilmesi için hemşire hanıma yalvarıp doktorumu çağırttım. Doktora da uzun yalvarmalarım neticesinde az biraz daha ilaç dozu koparmayı başardım. Bir nevi narkomana bağladım denebilir. İlacın etkisiyle bırakın sancı çekmeyi, dilim bile uyuşmuştu, çook uykum geldi, tatlı ve derin bir uykuya dalıverdim. Yaşamayan bilmez; doğum esnasında 1 saat hiçbirşey hissetmeden uykuya dalmak çok büyük bir lüks...1 saat kadar sonra yine o pis sancıyla uyandım tabi. Herneyse, doğum  (çok çok zor) bir şekilde gerçekleşti ve odaya geldim. İlacın etkisi devam ettiği için bayılma riskine karşı hemşirelerin refakati olmadan tuvalete gitmek yok. Levent'in doğumunda buna riayet etmeyip, kendim yataktan inip ayağa kalkmıştım, sonra birden yıldızlar uçuşmaya başlamıştı tepemde. Bayılmışım, uyanınca kendimi yatakta yatar bulduydum, hiçbirşey hatırlamıyordum, bir tek yıldızları...
Mete'deyse daha tecrübeli olduğum için tuvalete gitmek istediğimde hemşireleri çağırdım. Geldiler birlikte tuvalete yürüdük. Tuvalette birden başım dönmeye başladı. "Bana bişeyler oluyo" diyebildim. Sonra yavaş yavaş gözüme bir perde inmeye başladı. Kapkaranlık bir perde, yavaş yavaş gözlerimin tamamını kapladı, gözlerim açıktı fakat göremiyordum. Kulaklarımın içi alev alev yanıyordu. Konuşmak istiyordum, beni kurtarın demek istiyordum, ancak dilim o kadar şişmişti ki, ağzıma sığmıyordu sanki. Aldığım nefes giderek daralıyordu, birisi gelip yavaş yavaş boğazımı sıkıyormuş gibi. Son nefesi vermeye, daha doğrusu beni yaşatacak o nefesi alamamaya o kadar yaklaşmıştım ki... Evet dedim kendi kendime, buraya kadarmış, bildiğin ölüyorum ben. Sonrasında hemşireler beni aceleyle yere yatırıp ayaklarımı havaya kaldırdılar, bişeyler daha yaptılar sanırım ama tam olarak hatırlamıyorum, bu belirtiler de biri diğerini takip ederek yavaş yavaş kayboldu. Önce nefes alabildim, sonra dilim küçüldü, sonra görmeye başladım...Tıp dilinde tansiyonum düşmüş ve bayılmışım işte.

İşte bu yalancı ölüm anı o günden beri aklımdan çıkmıyor bir türlü. Demek annenannem böyle ölmüş diyorum kendi kendime. Onun da dili şişmiş konuşamamaya başlamış, sonra ölmüş işte, böyle anlatmıştı teyzem... Yaşlanmış kalp artık yoruluyor, vücuda yeterince güçlü kan pompalayamıyor ve aynen benim yaşadığım şekilde ölüyor...

Ölmek çok zormuş gerçekten, bilincin açık bir şekilde soluğun yavaş yavaş kesilmesi fena birşey. Direnemiyorsun, çok güçlü geliyor... 

Nasıl erkeklerin "askerlik anısı" varsa, kadınların da "doğum anısı" var. Aslında anlatabilsek hepimizin ortak anısı "ölüm anısı" olurdu bence. Acaba öbür tarafta insanlar birbirlerine ölüm anısı anlatıyorlar mıdır? 

Mesela Uğur Mumcu'yla karşılaşıyormuşuz öbür tarafta "O gün evden çıktım gazeteye gidicem, arabama bomba koymuş şerefsizler" diye anlatıyormuş falan...

Bu aptal ölüm meselesi gece aklıma geldi yine, dayanamadım yataktan kalktım bunları yazdım işte. 

Rahmetli anneannem o türküyü boşuna söylemezmiş:
"Kızıl gül olmayaydı
Sararıp solmayaydı
Bir ayrılık bir ölüm
Hiç biri olmayaydı"

5 yorum:

Meric Pekcan-Butcher dedi ki...

Ben Amelie'ye hamileyken bir kere havaalaninda check-in kuyrugunda bir kere de supermarkette kasa kuyrugunda bayildim. her ikisinde de olum korkusundan cok sktr birazdan resmen yere yayilicam rezil olucam millete gibi bir korku yasadigimi hatirliyorum:) kendime geldigimde de bi utanc..taam taam iyiyim ben deyip hizla olay mahalini terketme cabasi...az otede yine bas donmesi, goz kararmasi..aman aman bir daha olmasin sana da bana da

Özge dedi ki...

Hamileyken bayılmanın dadu ayru, ilacın etkisinde bayılmanın dadu ayru :)

Meric Pekcan-Butcher dedi ki...

Ben dogum sirasinda aci cekme korkusunu natal-hypnotheraphy denilen bir teknikle yendim ve gevseme tekniklerini ogrendim. kizlarima da ogreticem insallah zamani gelince. iki dogum da hicbisi almadan normal ve komplikasyonsuz oldu bir dikisim bile yok.

ilk dogumda iki nefes gaz cekmistim amanin bir kafa yapti bir kafa yaptiii:) birkac dk sonra gecti cok sukur aman dedim dogum sirasinda alinacak sey mi bu. insanin tam vucudunun tam kontrolu almasi gereken zamanda. ama cumartesi geceleri bir iki firt iyi giderdi eve alsaydik.

Isabelle in dogumu baya uzun surmustu 10 saat falan ama yine de pek hatirlamiyorum ayrintilari ama baya bi discomfort olayi vardi, yine de heyecanli bisi tabi adrenalin de guzel bisi.
Neyse ya benim bir daha dogurasim yok hic. bizim evde ne askerlik muhabbeti oluur ne dogum muhabbeti:)

Özge dedi ki...

Takdir ettim seni. Dikişsizlik ayrı bi harikalık olmuş. Bende az bi dikiş var. Hatta Mete'de doktora yalvardım kessin diye, zira o koca kafa beni bitirdiydi. Benim de bi daha doğurasım yok ancak Korhan 3.ye pek bi olumlu bakıyo. Ancak benim şu anki annelik ve ev yönetim kabiliyetimle 3. çocuğu mundar edeceğm pek açık. Harika bakıcılar ve hizmetcilerimiz olursa ileride belki diyorum. Bence okullar ücretsiz falansa 3.yü düşünebilirsiniz. Süper çocuklar meydana getiriyorsunuz zira.:)

Meric Pekcan-Butcher dedi ki...

agizindan yel alsin diyorum. three is a crowd:)