24 Ocak 2012 Salı

yeni evde internet yok, 2 aydır, hala... iş yerinden yazmak hoş değil;  iş yeri kafası ile yazıyosun ve o kafayı pek sevmiyorum ben. akşam evde Levent'i uyuttuktan sonraki kafamı daha çok seviyorum...

neyse, bugün bi Cumhuriyet almak lazım.

33 yorum:

Adsız dedi ki...

Merhaba!

"isyeri kafasi" nin sabah erken saatleri veya mesai sonlari makbul bence.

Ama internet lazim ev de olsa, rezidıns da olsa, "villa" da olsa.. Bu konuda somut adimlar atiniz.

En ideali, yazi yazarken cayini yudumlamak ve damla sakizli kurabiye yemek olmali. (Az once Mozart kugeln yedim bu arada)

Sunu da belirtmeliyim ki, Levent'i uyuturken uyuya kalmaman takdire şayan..

Hoscakaliniz..

Özge dedi ki...

evet evet, o saatleri ilginç bir yaratıcılığı oluyor gerçekten.

önceki evde sınırsız internet mevcuttu, akşamları konuşmak yerine herkes kendi bilgisayarına takılmaya başlamıştı ve bu durum pek hoşumuza gitmiyordu. dolayısıyla yeni evde açtırmadık. ancak bu durum da pek tercih edilir değil.
yine de bu sayede starbucks'un hiç de fena bir yer olmadığını keşfettik. sıcak, internet var ve kahve kokuyor. daha ne olsun. üniversite öğrencileri neden karşı çıkar starbucks'a anlamış değilim:-P

artık kurabiyedir, kugelndır bunlarla gelmeyin bana. kurabiye yiye yiye kurabiye gibi oldum. Kilo 55'de sabitlendi, bir gram aşağı inmiyor. spordur, pilatestir bunlardan bahsedelim lütfen.

takdir edilecek bi durum yok zira Levent'i uyuttuktan sonraki uyanık kalmak Cuma ve Cumartesi'lere mahsus bi hadise:)

selamlar.

Adsız dedi ki...

Merhaba!

Evdeki internet konusunda bizim buldugumuz cözüm su sekilde:

Evde tek bilgisayar bulunduruyoruz ve boylikle herkesin kendi bilgisayarinda takilmasi olasiligi ortadan kalkiyor. Sistem, otokontrolü de olan bir sistem aslinda:

eger bir kisi bilgisayar basinda uzun sure kalirsa digerinin ya cani sıkılmakta ya da ona da bilgisayar lazim olmakta.. Boyle olunca da "ne zaman bitiyor isin?", "saatlerdir bilgisayar basindasin!", "bu kadar saattir neye bakiyorsun?" seklinde biraz nahos baslasa da, bir sekilde gercek sosyal diyalogun baslamasina vesile oluyor..

Sonra (genelde) seyir nahos => hos seklinde oluyor ve diyalogda normallesme gelisiyor.

Yani, hem gercek diyalog, konusma var. Hem internet var. Hem de gece uyku kaciran turden bir "neydi neydi?" cycle'ina girdigin zaman ogreniyorsun senin icin hic bir pratik anlam ifade etmeyen gereksiz bilgiyi.

Herkes kazaniyor yani :)

Guzel gecsin haftasonunuz!

P.S.#1 Cuma Cumartesi de olsa takdir edilesi bir durum uyuya kalmaman.

P.S.#2 Pilates, yüzme, trekking

Adsız dedi ki...

evde 7/24 çizim yapan biri olunca farklı çözümler üretmek gerekecek sanırım:)

teşekkürler, öneriler ve dilekler için.:)

Ö.

Adsız dedi ki...

O zaman Starbucks en iyi cozum..

Ama, sadece kahveye konsantre olunmali, kasada beklerken saga-sola-asagilara bakilmamali, muffin'lerle göz göze gelinmemeli.

Starbucks sonrasinda pilates..

Özge dedi ki...

"pisboğazlık" noktasında standardımı henüz Starbucks'ın muffinlerine kadar düşürmedim. belli bir standardı korumak şart diye düşünüyorum. :)

aslında kahveleri de pek güzel değil ama idare ediyoruz işte. yine de; sıcak, internetli ve kahve kokulu hoş bir mekan. 30 yaşını geçince kapitalizmin nimetlerinden faydalanmakta bir sakınca görmüyor insan;)

Adsız dedi ki...

Bütün muffinler basimizin tacidir.. Starbucks da olsa, Tchibo da olsa, evde de yapilsa basimizin tacidir..

Starbucks kahvesi severim ben. Mevcutlar arasinda oldukca iyi.

Keske Central Perk gercek hayatta olsa, Gunther'dan kahve ve muffin istesek...

Adsız dedi ki...

ok, starbucks'a kahve konusunda biraz haksızlık ettim sanırım. kahveleri fena sayılmaz gerçekten de.

itiraf etmek gerekirse hiç starbucks muffin'i yemedim, çok yapay gözüktüler gözüme hep... belki de lezzetlidir, onlarında hakkını yemeyeyim.

Centrel Perk, McLaren's Pub bunlar hep gerçek olsa, hatta mümkünse biz bu dünyayı bırakıp komple o dünyalarda yaşamaya başlasak. :)

Ö.

Adsız dedi ki...

evet evet.. super olurdu.

Central Perk, McLaren's pub, Tom's restaurant hatta cheers bile olabilir. (wireless olmasa da olur)

Hatta, ayni gun bir kacina bile gitmek mumkun olsa..

Kahvaltida Central Perk'te kahve-muffin, oglen yemeginde Jerry, Elaine ve George ile Tom's restaurant.. Aksam McLaren's pubda bira..

Ama butun karakterleri taniyorsun.. Central Perk'e giriyosun, Ross ve Phoebe seni görünce ayaga kalkip "ooo sen hiç buralara gelir miydin Ö.?" ya da Tom's restaurant'ta Seinfeld, "hayırsız Adsız! nerelerdesin sen?" diye karsiliyor mesela..

komple varım bu senaryoya..

Adsız dedi ki...

herşey güzel de, bi tek Seinfeld'in İngilizce olarak nasıl "hayırsız" diyeceğine takıldım:)

Ö.

Adsız dedi ki...

Çok doğru bir noktaya parmak bastın sevgili Ö.

" "hayirsiz Adsiz" , where have you been lately?" diyebilir..

ya da hayirsizi, hayir demeyen, cok uyumlu manasinda yorumlayip "no-no" diyip, bu espriyle aglatabilir. Aglatirken dusundurebilir..

Adsız dedi ki...

demirbaş şarl'ı ingilizceye "fixed-asset" yerine işlerine geldiği biçimde "iron-head" olarak çeviren isveçliler geldi, ağlarken düşündüğüm esnada. çağrışım işte.:)

Adsız dedi ki...

:)

sonra, chicken translate var en klasik orneklerden.. Ya da sensitive meat balls

No-no No-name

Adsız dedi ki...

no-no no-name güzel oldu:)

geyikte son noktaya ulaşarak, bu yorum-forumun da sonuna geldik diye düşünüyorum.

Adsız dedi ki...

Ben de begendim No-no No-name'i..

Geyikte son noktanin da sonuna geldik gercekten de.

P.S. ben haala central perk'te yasamak istiyorum..

Adsız dedi ki...

beni hiç sorma. kilo aldım, depresyondayım. akşamları kurabiye yiyip cnbc-e dizisi izlemek dışında bişey yapmıyorum. bedenen burada olsam da, ruhen zaten oradayım.

Adsız dedi ki...

Eyvah!

Yine geldik kurabiye konusuna..

Ulus Karafırın'da bir tarçınlı kurabiye vardır. Friends deyimiyle: lighter than air!

cnbc-e dizileri de basimizin tacidir ama eskiler daha bir tebessum ettiriciydi sanki. Cocuklugumun Alf'ini Musfik Kenter dublajiyla istiyorum ben!

Adsız dedi ki...

in my case, cake lounge'a gitmeye fırsat olmadığı için beşevler unella'dakilerle idare ediyorum. tadı fena değil, kiloya kilo katmada birebir.

yeni olup da iyi olan ne var ki, eski olan herşey güzel...

ulus karafırın'ı not aldım...

Adsız dedi ki...

O zaman ben de unella'yi not aldim..

cheese cake olsa simdi keske!

Hatta central perk'te cheese cake yemek istiyorum Gunther'in elinden..

eski gunler cok guzeldi.. (leblebi tozu olsa da yesek, pazar sabahı western filmi izlesek!)

Özge dedi ki...

unella'yı tavsiye etmem, ama cake lounge kurabiyesi için istanbul'dan kalkıp bursa'ya gelinir.

leblebi tozu, pazar sabahı western filmi, sonrasındaki klasik müzik konseri eşliğinde evde bale yapmak, akşamları yakari izlemek, arkadaşlarınla voltran oluşturmak, okumayı cin ali kitaplarıyla öğrenmek, ayranı plastik kapaklı cam şişede içmek, bu liste daha uzar hatta ayrı bir "gönderi" konusu olur, hepsi çok güzeldi...

Adsız dedi ki...

Gercekten de ne güzel günlermis onlar..

Plastik kapakli cam ayran siselerinin altindaki halkayla ustteki kapaklarin arasindaki baglanti genellikle kopmus olurdu.
Ama ben yine de alt halka ile kapagini olmasi gerektigi yere getirirdim ayran bitince.

Bir de annelerin ocak uzerinde yaptigi tostlar vardi, simdi bulmak cok zor o lezzetleri..

Cin Ali diyince de aklima hep, sirkte filin bir adami ustura ile tras ettigi sahne gelir.. Haala gozumun onunde o sahne butun detaylariyla. Ne fit bir fildi o oyle..

Özge dedi ki...

ben de yapardım aynı işlemi ayran şişesine.:)

o fili ben de hatırlıyorum:)

okulun bahçesine gelen dondurmacılar vardı bir de. çapraz askılı, çanta şeklinde tahta kutuda (mini buzdolabı demek daha mı doğru olur?) taşırlardı dondurmayı. tenefüslerde bahçedeki parmaklıklardan parayı uzatıp alırdık. kesik koni şeklinde, limonlu dondurma. tadından yenmez.

bi de sonbaharda ipe dizili alıçlar çıkardı piyasaya, boynumuza asıp yerdik.

bi de açık gofret...

Adsız dedi ki...

O zaman okula gelen dondurmalarda cok belirgin bir süt tadi olurdu; o donem "sade" tabir edilen dondurmalarda. Ama cok cok belirgin bir sut tadi.. Simdiki dondumalar (pek cogu), starbucks muffini misali yapay geliyor.

Alıç alıp boynuma asardım ben de. bir de o ipten çıkarırken meydana gelen kesik(yarıçap), yemeyi zorlastirir, bir miktar cekirdek, çer çöpün de yenmesiyle sonuclanirdi operasyon.

Ama niye ip? niye boyuna asma? Mantiksiz geliyor simdi dusununce. bir kac ay once bir yerden surpriz bir sekilde geldi, bayila bayila yedik.. (ipe dizilmemiş, münferit alıçlar)

Okul yakınlarında bir de taze nohut bulunurdu (yesil). Balon gibi seylerin icinden nohuta ulasip yemek de cok guzeldi.. Degisik bir lezzeti. Bayilirdim o donemlerde.

Acik gofret de sahaneydi. Biskuviler de acikti zaten. Genelde kırık-dökük olurlardı. Yekpare biskuvi sevindirirdi cok. Aslinda okul yani bakkallari cesit cesit tuzaklarla doluydu cocuklar icin. Nestle parmak cickolata, patlayan seker.. Bir de tombi vardi, peynirlisine bagimliydim resmen.

Ne guzel gunlermis oyle..

Adsız dedi ki...

aha, tombi peynirli, ben de fena bağımlısıydım. (kesin monosodyumglutamatlıdır)
Nestle parmak çikolata da çok lezzetliydi, paketinde kız resimleri oluyodu di mi?
pazara gidince hala açık gofret alırım, çocukken bakıcım mahallesindeki bakkaldan aldığı gazete kağıdına sarılı açık gofret getirirdi her gün bana. onun sayesinde o kadar alıştım sanırım.

yine de en çok süt tadındaki dondurmaları özledim sanırım

Adsız dedi ki...

monosodyumglutamat'ini falan bilmem ama super lezzetliydi. Bir de cips vs konularda bir ilkti galiba, onun icin de ekstra bir hayranligim söz konusuydu belki de. Canim istedi bak simdi.

Benim anlatmak istedigim parmak cikolata renkli parlak (folyovari) paketleri olurdu.. Mavi-kirmizi-yesil. Paketi hasar vermeden acmaya dikkat ederdim ki sonra tırnakla duzleyebilmek mumkun olsun. Duzeyip defter-kitap arasina koyardim ama bir daha da rastlamazdim (ya umursamazdim yada buharlasirdi bu folyolar). Tam cikolata degildi aslinda "pralin" di. Ama donemin cocuklari dilinde parmak cikolata denirdi. Kız resimleri olan çikolatayı ben hatırlayamadım bak.. Dido vardı, kocaman. Lezizdi o da.

Tipitip sakiz vardi. Genelde hep bayatti ve cok. İlk agiza attiginda direkt kopek dislerine yonlendirirdi beyin. Sonra normale donerdi.

Bu arada, biraz rahatlatmalisin kendini ingredients konusunda.. monosodyumglutamat olsun şellak olsun.. (Hepimiz şellak'ız! :) )

Bir de sut tadinda dondurma icin gunumuzde en iyi adres Atatürk Orman Çiftliği dondurması. Keçi sütünden..

Adsız dedi ki...

parmak çikolatanın parlak folyosunda siyah saçlı bir kız çocuğu resmi hatırlıyorum ben. ekşisözlükte "şapkalı palyanço gibi bi amca" ve "zenci komik şapkalı çocuk" olarak hatırlayan da var. paketin üstündeki resmi herkes kendi hayal gücünü katarak hatırlıyor galiba:)

evet ya, tipitip sakız hep bayattı. sonra turbo sakız çıkmıştı. pek tabi, big babol, kavunlu tadıyla sakıza olan bakışımızı değiştirmişti.

Adsız dedi ki...

dido'yu ablamla cetvelle ortadan ikiye bölerek yerdik:)

Adsız dedi ki...

Ben ısrarla hic resim hatirlayamiyorum parmak cikolata uzerinde. google'da bir hayli eselenmeme ragmen yine bulamadim. Benim o donemki hayal gucum biraz zayifti muhtemelen ve son derece madddiyatci bir sekilde "cikolatayi bir an once ye(ama, ambalaja sakin zarar verme)" diye geliyordu komut.. Bu arada, yenisi cikmis, bir sans verilebilir kendisine.

Dido, 2 kardes arasinda da 3 kardes arasinda da sorunsuz paylasilabilecek boyutlardaydi. Ama cetvelle bolme konusu son derece yaratici. Hic duymamistim. Tebrik eder, basarilarinizin devamini dilerim.

Guzeldi 80'lerde cocuk olmak. Babamin elinde bir poset gordugum zamanki o "Acaba icinde var? Bana mi? Yerim onu ben!" heyecani. Ya da bakkala ekmek almaya gonderilince komisyon olarak bir de parmak cikolata almak.. Ya da ekmegin kosesinden yiye yiye eve gitmek.. Evdekilerin "ekmege ne oldu?" sorusuna ısrarla hep ayni espiriyi yaparak "fare yedi" demek.

Simdiki cocuklar, bolluk devrindeler ve cok kiymet bilmiyorlar. Ben, ilk uzaktan kumandali arabami (o deonemlerde adet oldugu uzere, Almanya'dan gelmis) pamuklara sariyordum neredeyse. Ya da, cikolata yemek hic bir zaman siradan olmamisti.

Big babol gercekten de sakiz aleminin devrimiydi.. Sadece ambalaji ve boyutlari degisen bir suru sakizin yaninda parlayan bir yildizdi..

Ama benim icin sakizlarin krali, gorece kisa zaman once (15 yil once falandir) pazarda olan Sulugöz'dür. Oyle ekşiydi ki, hem eksilikten gozumuzden yas geliyor, hem de kahkahalar atiyorduk. Ayin gibiydi..

Bir de sokaklardaki kagit helvacilar vardi. İçindeki tatli karisim, simdikiler gibi ortada kisa bir bolumde degildi. Daha ilk isirikta lezzete ulasirdik.

Özge dedi ki...

sulugöz dedin, beni benden aldın:) hem ağlayıp hem çiğnerdik, ne günlerdi be:)

evet evet, kağıt helvanın içindeki karşım eskiden homojendi gerçekten:)

bi de kağıt helvanın yanında pembe kocaman gofretler oluyodu dikdörtgen şeklinde. onlar da pek lezzetliydi. okul çıkışında satılırdı.

Adsız dedi ki...

Sulugöz her haliyle, "sakızların şahı"dır benim için.. Bazen 2-şer tane ayni anda atiyorduk agzimiza 3-5 kisilik bir grup halindeyken. Sonra hem agliyor, hem de birbirimizin haline bakip kahkahalar atiyorduk. Ne guzel bir eglenceydi o öyle..

Sonralari center schock geldi. Göz yasartan. Ama, eski tadi hic alamadik.

Kagit helvacilarin gofretleri superdi. Galiba kagit helvadaki karisimin aynisi vardi icinde (Ayni homojenlikte).

Nestle gofret vardi bir de. Sigara paketlerinin icindeki parlak kagitlar vardir ya hani, oyle bir paketi vardi, kolay yirtilan. Sanki sari-kirmizi damali birsey gibi hatirliyorum hayal meyal. Super lezzetliydi o da.

O donemin cikolatalari genelde ambalajinin seklini almis olurdu. Muhtemelen nakliye ve stoklama sarlari kotuydu ve biz yiyene kadar cikolatasi kim bilir kac defa eriyip tekrar katilasmis oluyordu.

Tüpten sarelle yemeyi de severdik. "Sarelle çeşmesi"ni ilk duyduğumda "Cennet boyle bir yer olmali" diye canlandirmistim kafamda :)

Bir de elvan gazozu vardi, hatirlar misin? Daha iyisi hic olmadi..

Adsız dedi ki...

sarelle çeşmesi ile cennet o zamanlar benim için de eşdeğer sözcüklerdi. hatta CD Bank'in eski yerinin yanında bir Sarelle dükkanı açılmıştı, oradaki Sarelle çeşmesinin önünden geçerken içim kıpır kıpır olurdu, anneme bişey diyemezdim.

elvan gazoza ben de bayılırdım, çocukken Kültürpark'daki Özgen Çay bahçesine gittiğimizde içerdim. alternatifi aroma şeftali suyu idi. (tabi elvan gazoz aroma şeftali suyundan on kat güzeldi)

Adsız dedi ki...

Sarelle çeşmesi'ne ağzımı dayayıp kana kana yemekti hayalim. Ama hazır paketlenmis olaniyla tek farki cam kavanoz yerine uzeri yazisiz plastik kapta olmasiydi. Hayal kirikligina ugramistim "mintax" kutusu vari sut beyaz kapta sarelle'yi alinca. "E cesme nerede ki? Ben doldursaydim bari" seklinde dusunmustum. Tüpten vakumlamadaki tadi alamamistim yani..

Elvan gazoz superdi gercekten de. Bursa'da da bulunabiliyor olmasi guzelmis. Uludag gazozu milliyetciligi olabilecegini dusunuyordum aslinda (ki Uludag da halen sahanedir, ayri konu).

Aroma seftali suyu kahverengi sise icerisindeydi. Terleme nedeniyle kagit etiket hep islanmis olurdu ve dusmek isterdi. Ben de itinayla sökerdim etiketi ve tertemiz cikarirdim siseyi. Bunu görev edinmistim.

Bir de bizim nesilde pipetle leblebi tozu hüpletirken ölüm tehlikesi atlatmamis kimse yoktur..

Adsız dedi ki...

Bu arada su egitim konusu ve Levent'ten 4 gun ayri kalma konusu cok kötü olmus. Daha uzun ayri kalmayin insallah.

Gönüller kara kusak olmali aslinda.. (isveren anlamaz tabi)